Geçen gün önüme harika bir görsel düştü; bakınca direkt aklıma bizim kurumsal dünyanın o meşhur, şişirilmiş “başarı” hikayeleri geldi. Resimde olay o kadar net ki… Kralın biri okunu rastgele fırlatmış, yaveri de elinde boya kovasıyla koşup, ok nereye saplandıysa etrafına sonradan bir hedef tahtası çiziyor. Kral da elleri belinde, gururla bakıp sanıyor ki “Vay be, tam on ikiden vurdum!”… Tanıdık geldi mi? Ben bu manzarayı iş hayatında o kadar sık görüyorum ki anlatamam. İster adına literatürdeki havalı ismiyle “Teksas Keskin Nişancısı Yanılgısı” de, ister düpedüz “kurumsal dalkavukluk”; ortada kocaman bir illüzyon var. Yöneticilerin egoları okşansın diye verilerin nasıl büküldüğünü, o hedeflerin aslında başarı elde edildikten sonra nasıl uydurulduğunu sana bütün çıplaklığıyla anlatmak istiyorum. Gel, şu “kral çıplak” deme cesaretini birlikte gösterelim ve bu tuzağa düşmemek için nelere dikkat etmeliyiz, tek tek inceleyelim.

Teksas Keskin Nişancısı Yanılgısı: Hedefi Sonradan Çizme Sanatı

Bak, olayın teknik adı biraz havalı duruyor ama mantığı aslında çok basit ve biraz da komik. Hikâye şu: Teksaslı bir kovboy alıyor silahını, ahırın duvarına rastgele ateş etmeye başlıyor. Delikler oluştuktan sonra gidiyor, mermilerin en çok toplandığı yerin etrafına kırmızı boyayla bir hedef tahtası çiziyor. Sonra da kasabaya inip “Gördünüz mü, ben ne kadar iyi bir keskin nişancıyım, hepsini tam ortadan vurdum!” diye hava atıyor.

İşte iş hayatında da tam olarak bunu yaşıyorum, eminim sen de şahit oluyorsundur. Bir proje bitiyor, ortada baştan belirlenmiş net bir başarı kriteri ya da strateji yok aslında. Ama veriler masaya gelince, o kurnaz “soytarılar” (yani resimdeki boyacı arkadaş) hemen devreye giriyor. Rastgele artan bir satış grafiğini ya da tamamen şans eseri yükselen bir etkileşimi alıp, “İşte bu bizim stratejik dehamızın sonucu!” diye pazarlıyorlar. Halbuki o artış belki de sadece mevsimseldi ya da rakiplerden biri o hafta reklam vermediği için müşteri sana kaydı. Ama kimin umrunda? Hedef tahtası sonradan çizildi bir kere, kral da (yani yönetici) bunu alkışlıyor. Yani anlayacağın; ortada bir nişancılık yok, sadece iyi boya yapan biri var.

“Soytarı” Sendromu: Rakamlarla Yalan Söyleme Sanatı

Peki, bu sistem nasıl tıkır tıkır işliyor sanıyorsun? İşte burada sahneye o görseldeki elinde boya kovasıyla bekleyen “soytarılar” çıkıyor. Yöneticinin egosunu beslemeyi çok iyi bilen bu tipler, aslında başarısızlığı başarı gibi gösterme konusunda uzmanlaşmış durumdalar.

Sana en bizden, en güncel örneği vereyim; hani şu enflasyon meselesi… Yaşadığımız ülke malum, etiketler her gün değişiyor. Haliyle kasaya giren para, yani ciro, kendiliğinden şişiyor. İşte o dalkavuk ruhlu yönetici yardımcısı ya da müdür, tam bu noktada devreye giriyor. Alıyor eline raporu, patronun karşısına geçip; “Efendim, geçen seneye göre ciromuzu ikiye katladık, %100 büyüdük, harika bir yıl geçirdik!” diye şovunu yapıyor. Halbuki o sırada dışarıda resmi enflasyon belki de çoktan o oranı geçmiş. Aslında reel olarak bakıldığında şirket büyümemiş, aksine sattığı ürün adedi düşmüş, yani küçülmüş! Ama bizimki, enflasyon gerçeğini ustaca halının altına süpürüp, sadece o şişmiş rakamların etrafına “başarı hedefi” çiziyor. Göz göre göre eriyen şirketi, sırf koltuğunu sağlama almak için “rekor kıran şirket” gibi sunuyor. İşin kötüsü ne biliyor musun? O yönetici de o anlık zafer sarhoşluğuyla bu yalanı satın almaya dünden razı oluyor.

Neden Liderler Bu Tuzağa Düşer? (Doğrulama Yanlılığı ve Konfor Alanı)

Peki, aklına şu soru gelmiyor mu? “Yahu bu adamlar koskoca şirketleri yönetiyor, aptal değiller ya, nasıl yiyorlar bu ucuz numaraları?” Aslında olay zeka değil, tamamen psikoloji kardeşim. İnsan beyni, özellikle de gücü elinde tutanların beyni, duymak istediği şeye inanmaya programlıdır. Ben buna literatürdeki adıyla “Doğrulama Yanlılığı” (Confirmation Bias) diyorum ama sen buna kısaca “egosunu pamuklara sarmak” da diyebilirsin.

Bir yönetici düşün; bir karar vermiş ve içten içe haklı çıkmak istiyor. O sırada yanındaki o “soytarı”, patronun kararını destekleyen (sonradan çizilmiş) uydurma bir başarıyı önüne koyduğunda, yönetici “Acaba bu veri doğru mu?” diye sorgulamıyor. Aksine, “Biliyordum! Haklı olduğumu biliyordum!” diyerek rahatlıyor. Çünkü gerçekler acıdır, yalanlar ise tatlı. Demin bahsettiğim enflasyon örneğindeki gibi; kimse çıkıp da “Efendim aslında küçüldük, stratejiniz çuvalladı” diyen o “kötü adamı” dinlemek istemez. Onun yerine “Rekor kırdık başkanım, vizyonunuz harika!” diyen o tatlı dilli yalancıyı yanında tutmayı tercih ediyor. Yani aslında kral, içten içe çıplak olabileceğinden şüpheleniyor ama o pahalı kıyafetlerin varlığına inanmak işine geliyor. Etrafını sadece “Evet efendim, sepet efendim” diyenlerle doldurunca da, kendi yankı odasında mutlu mesut, ama aslında uçuruma doğru yuvarlanarak yaşıyor.

Sahte Hedeflerin Bedeli: Gemiyi Terk Edenler Neden Hep “İyiler” Olur?

Bak kardeşim, bir şirkette herkes hedefi oku attıktan sonra çiziyorsa, orada gelişim melişim hak getire. Çünkü kimse “Daha iyi nasıl nişan alırım?” diye kafa yormuyor, herkes “Boyayı nasıl daha canlı gösteririm?” derdine düşüyor. İnovasyon ölüyor, yaratıcılık çöpe gidiyor. Ama asıl tehlike ne biliyor musun? Yetenek kaybı.

Sen işini hakkıyla yapan, dirsek çürüten, gerçekten hedefi on ikiden vurmak için çabalayan bir çalışan olduğunu düşün. Bir bakıyorsun, yan masandaki adam hiçbir şey yapmadan, sadece enflasyon farkını “büyüme” diye yutturarak senden daha çok alkış alıyor, terfi alıyor. Ne hissedersin? “Ben enayi miyim?” demez misin? İşte o an, o şirketin “beyin ölümü” gerçekleşmeye başlıyor. İşini ciddiye alan, dürüst ve yetenekli insanlar; “Bu tiyatroda benim işim yok” deyip çekip gidiyor. Geriye kim kalıyor dersin? Sadece o boyacılar, dalkavuklar ve onların yalanlarına inanan yöneticiler. Şirket bir anda vasatlığın krallığına dönüşüyor. Yani o “Teksas Keskin Nişancısı” oyunu, sadece verileri değil, şirketin karakterini ve geleceğini de çürütüyor.

Liderler İçin Uyarı İşaretleri: Bu İllüzyonu Nasıl Bozarsın?

Peki, bu tezgaha gelmemek için ne yapman lazım? Aslında çözüm, o kovboyun yaptığının tam tersini yapmakta saklı. Öncelikle kuralın şu olacak: Hedef tahtasını atış yapmadan önce duvara çakacaksın. Yani sene başında ya da proje başında, “Başarı kriterimiz budur, hedefimiz net olarak şudur” diyeceksin ve bunu kayıt altına alacaksın. Sonradan gelip “Ama efendim şöyle oldu da, dolar arttı da, aslında biz çok başarılıyız” diyerek hedefi değiştirmeye kalkanlara kulak asmayacaksın.

Bir de şu var; masana harika, yemyeşil, yukarı doğru giden bir grafik geldiğinde hemen sevinme. Biraz “şüpheci”, hatta tabiri caizse biraz “gıcık” bir yönetici ol. Karşındakine şu can alıcı soruları sor: “Bu artışın kaynağı ne? Enflasyondan arındırılmış hali ne? Rakipler ne durumda? Bu başarı senin stratejinle mi oldu yoksa piyasa zaten yukarı mı gidiyor?” İnan bana, hedefi sonradan çizen o dalkavuklar bu detaylı sorularda hemen terlemeye başlar.

Ve en önemlisi kardeşim; etrafında sürekli “Haklısınız efendim, siz dahisiniz” diyenlerden kork. Asıl hazine, toplantıda elini kaldırıp “Burada yanlış yapıyoruz” deme cesaretini gösteren, krala çıplak diyebilen o “aksi” çalışanlarda. Onları dinle, onları koru. Çünkü seni ve şirketi uçurumdan kurtaracak olanlar, o boyacılar değil, gerçek nişancılardır.

Son Söz: Boyalar Döküldüğünde Gerçeklerle Yüzleşebilecek misin?

Geldik yolun sonuna. Yazının başındaki o karikatüre şimdi tekrar bir bakmanı istiyorum. O boyacı ne kadar mutlu, kral ne kadar gururlu değil mi? Ama unutmamamız gereken çok önemli bir şey var: Her boya zamanla dökülür.

Bugün enflasyonun arkasına sığınarak çizilen o sahte büyüme hedefleri, yarın piyasa gerçekleri yüzüne çarptığında pul pul dökülecektir. O gün geldiğinde, elinde fırçasıyla “başardık” diyen dalkavuklar, emin ol gemiyi ilk terk edenler olacak. Geriye ise, kandırılmış bir lider ve içi boşaltılmış, yeteneklerini kaybetmiş bir şirket enkazı kalacak.

Ben bu yazıyı sadece bir durum tespiti yapmak için yazmadım. Aslında sana bir seçim sunmak istedim. İster yönetici ol, ister çalışan; önünde iki yol var. Ya o konforlu yalanların içinde, hedefi sonradan çizilen bir dünyada “mış gibi” yaparak yaşayacaksın ya da zor olanı seçip, hedefi duvara en baştan çakacaksın. Belki ilk atışta on ikiden vuramayacaksın, belki “başaramadık” diyeceksin. Ama emin ol, dürüst bir başarısızlık, sahte bir zaferden çok daha onurludur ve öğreticidir.

Gerçek başarı, okun düştüğü yeri boyamak değil; hedeflediğin yeri vurabilmek için tekrar tekrar deneme cesaretini göstermektir. Lütfen o boya kutusunu elinden bırak ve gerçeklerle yüzleş. Çünkü seni, şirketin geleceğini ve en önemlisi kendi itibarını kurtaracak olan şey, o tatlı yalanlar değil, bazen canını yaksa da o çıplak gerçeklerdir.

Sıra Sende!

Ben kendi tecrübelerimi ve gözlemlerimi anlattım, şimdi top sende. Senin iş yerinde de elinde boya kovasıyla gezen, tesadüfleri başarı diye pazarlayan o “Teksas Keskin Nişancıları”ndan var mı? Yöneticilerin bu numaraları yiyor mu, yoksa kral çıplak diyen çıkıyor mu?

Aşağıdaki yorum kutusuna yaşadığın en garip “sahte başarı” hikayesini yaz, dertleşelim. Kim bilir, belki senin hikayen de bir başkasına “yalnız değilmişim” dedirtir. Yorumlarını bekliyorum!